|
|
Kemaliye'de Evler ve Kapılar
Osmanlı, dönemindeki adıyla Eğin; çağlar boyunca
Anadolu topraklarına egemen olmak için savaşan
devletler arasında doğal sınır oluşturan Fırat
Nehri'nin yukarı bölümünde, Karasu Kolu kıyısında
konumlanmış bir küçük ilçedir. Bölgede çoğu zaman
yalçın kayalıklar arasında sessizce akan
Karasu'nun az da olsa genişleyen vadisine ilişmiş;
ama asıl varlık nedeni dağın eteğinden çıkarak nehre
ulaşan Kadıgölü su kaynağı da yerini almış. Yazılı
kaynaklara göre Kemaliye'nin tarihi 11. yüzyıla kadar
uzanıyor.
Bölgenin tarıma elverişsiz arazi yapısı ve ana
ticaret aksına uzak konumu, Kemaliye halkının
sosyo-ekonomik ve kültürel yazgısı üzerinde önemli
rol oynamış. İlk olarak Çelebi Sultan Mehmet
zamanında Osmanlı egemenliğine giren Eğin özellikle
Yavuz Sultan Selim zamanında çok önemsenmiştir. Yavuz
Sultan Selim, sosyal ve kültürel önlemler almış,
Kafkasya'dan gelen aileleri Eğin'e yerleştirerek,
geçimlerini sağ lamaları için İstanbul'da et satışını
yönetmek üzere bir ferman vermiştir. Fermanda "Eğin
ve 19 pare köyüne..." deyimi bulunmaktadır. Daha
sonraları IV. Murad döneminde odun ve kömür
kethüdalığı da Eğin'e verilmiştir. Eğinliler’in büyük
şehirlerde genellikle kasap ve kömürcü olmalarının
temelinde bu konunun önemli bir yeri vardır. Eğin,
XIX. yüzyılın ilk yarısında Harput'a ve 1878'de
Mamuret-ül-Aziz (Elazığ) vilayetine bağlanmıştır.
Daha sonra Malatya'ya bağlanan Eğin'in adı 1922
yılında TBMM icra vekilleri tarafından Kemaliye
olarak değiştirilmiş, 11 Mayıs 1938'de ise Erzincan'a
bağlanmıştır.
Kemaliye XIX. yüzyıl sonlarındaki mimari dokusunu
günümüze aktarabilmiş az sayıdaki yerleşimlerden
biridir. Eğimli vadinin setlendirilmesi ile oluşan
yerleşim dokusu, nehirden itibaren bağ ve bahçelerle
yükselmeye başlar; çarşı, cami, kilise, kamu
binaları, eğitim yapıları ve evlerden oluşan çevre
ile devam eder; vadinin bir duvar gibi dikleştiği
çizgide yapılanma ve yeşil doku son bulur. Yerleşim
bugün özellikle geleneksel konut dokusu ile kimlik
kazanıyor. Dut, ceviz, çınar, kavak ağaçlarının
oluşturduğu yoğun yeşil doku içinde yer alan bu
evler, doğal çevre ile mimari arasındaki uyumun en
güzel örneklerini sergiliyor. Araziyi ekonomik
kullanma, sert kara iklimi gibi etkenler kübik, masif
yapı biçimini; yatayda yayılan tek katlı plan yerine,
düşeyde yükselen üç, dört hatta beş katlı plan
düzenini zorunlu kılmıştır. Eğimli araziye yaslanan
evlerde, her kat kendi seviyesinde sokak veya bahçe ye
açılarak -üst üste olmasına karşın- dış çevre ile
doğrudan ilişki kurabilir. Sosyal ve etnik farklılık
gözetilmeksizin her evde yazlık ve kışlık oturma
odaları “Divanhane (sofanın oturma bölümü)”, konuklar
için “Selamlık ve Kahve Ocağı”, “Tandır” yeri
-mevsimlik yiyeceklerin hazırlandığı büyük mutfak-,
günlük mutfak, kiler, soğuk depo, hela, ahır ve
samanlık gibi mekanlar yer alır. Varlıklı kişilerin
evlerindeki farklılık ise bu mekanların sayısı,
katlara dağılımı ve boyutlarında gözlenir. Evin,
“Direkli Oda” denilen selamlık odaları ayrı giriş ve
servis mekanları ile evin diğer bölümünden
ayrılmıştır. Eğin evlerinde tüm oturma mekanları
manzaraya, yani Fırat'a bakar. Eğimli arazide set set
oluşmuş yapılanma, evlerin birbirlerinin manzarasını
kapatmasını önler. Bu manzaraya bakan doğu yönünde,
evin diğer cephelerine oranla çok sayıda pencere,
vitraylı tepe pencereleri, her katta daha ileriye
taşan cumbalar yer alır. Ayrıca,
oturma mekanları arasındaki hiyerarşiyi bile bu
cephedeki çıkma düzeniyle kavramak olasıdır. Yaz
boyunca oturulan ortak mekan “Divanhane”, cephede
dışarıya en fazla çıkma yapar, bunu selamlık ve
odalar izler. Aynı cephede simetrik biçimlenme de
dikkati çeker. Düşey, prizmatik, masif kütlenin yapım
sisteminde taş ve ahşap malzeme kullanılmıştır.
"Hımış" adı verilen arası kerpiç dolgulu ahşap
dikmelerin üzeri düşe y olarak son derece nitelikli
çam tahtaları ile kaplıdır. Ahşap kaplamaların
etekleri fisto biçiminde iç ve dışbükey eğriler veya
yalın oyma motiflerle bitirilmiştir. Bu ahşap kaplı
cephedeki düşey dikdörtgen pencerelerin, ahşap
kapaklarındaki dövme demir açma kapama ve
sabitleştirme elemanları motiflerle bezelidir. İki
yana veya üç yöne açılan kapaklar kapandığında odalar
yalnızca tepe pencerelerinden ışık alır. Ahşap cephe
yüzeyini üstte saçak, yöreye özgü adıyla "Süvüng"
sınırlar. Yatay ve düşey ahşap elemanlardan oluşan
saçak, aynı zamanda bir balkon korkuluğudur. Çünkü
evin "Rıhtım" adı verilen deretaşı kaplı düz damı,
diğer adıyla "Yetme", üzerinde gezilen bir üretim
alanıdır. Pestil, tarhana, dut, elma, reyhan evin bu
en üst kısmında kurutulur. Ayrıca aynı katta depolama
ve yazın oturma işlevli kapalı mekanlar da bulunur;
buraya "Kaçak" denir. Eğin evlerinde dikkate değer
bir cephe elemanı da
kapılar
ve kapı tokmaklarıdır. Bu dövme demir tokmaklarda iki
eleman bulunur: Birincisi, erkeklerin kullanımı
içindir ve vurulduğunda kalın ve tok ses verir, ince
ses vereni ise kadınlar kullanır. Anadolu'nun farklı
geleneksel konut bölgelerinin kesişimindeki konumuyla
Eğin Evleri, mimarisinde yerel kültürel öğeleri
barındıran; ancak plan örgütlenmesi, kütle düzeni ve
yapısal özellikleri ile Osmanlı Dönemi'nin
geliştirdiği kentsel konut geleneğinin özgün
örnekleri arasında yer alır.
Kaynak:
floor.com.tr'dan alıntı
|